En iyisi Adana sokaklarında dolaşmak, bu güzel şehrin tadını çıkarmaktı…


Seyhan nehrinin su fakiri serinliğini güneşlik gibi kullanıp Sabancı Camisini arkasına fon yapmış pamuk şekerci görmezden gelinecek gibi değildi… Duvar yazısı çirkinliğine bulanmış duvara hem makam arabası bisikleti hem de kendini yaslamış müşteri bekliyordu…


Şekerimi sapıtma ihtimali olsa da ‘bi dene verele emmi’ dedim! Yedim!

Az ötesindeki ‘su ve ayran’ satıcısı kendisini gölgeye konuşlandırırken, market arabası üzerine yerleştirdiği su ve ayran dolu güneş ile baş başa bırakmıştı! Ayranı kebap ile yeme planı yaparak, kağıt helva hararetini bastırmak için su istedim.


Kapağı açınca gördüm ki sular ve ayranlar buz kalıpları arasında sıcağın keyfini sürüyor! Görüntüye aldanmamak gerekiyormuş!

Su iyi geldi; buz gibi bir avuç suyu yüzüme çarpınca canlandım…


Öğlen saatinde Adana güneşinin altında dolanıp duranlardan olunca çabuk tavsadım.


Otele doğru yönelince girdiğim sokakta, ehliyetimi PVC ile kaplatıp güvenceye aldım.


Sağu duş ve şekerleme kendime getirir diyerek daldım otele…


***
Adana gezimiz sürecek…